Gönderen: MedCezir | 31/05/2009

Türkiye Partisi MKYK Üyesi Faik Akyılmaz: 3 ay içinde Gaziantep’teki üye sayısını 70 bine çıkaracağız

Türkiye Partisi MKYK Üyesi Faik Akyılmaz, partisinin 3 ay içinde Gaziantep’teki üye sayısını 70 bine çıkaracağını açıkladı.
Akyılmaz, önümüzdeki günlerde diğer siyasi partilerden Türkiye Partisi’ne katılanları da açıklayacaklarını ifade ederek, il ve ilçe teşkilatlarını kurduktan sonra Türkiye’nin birinci partisi olacaklarını belirtti.

Yeni Oluşum Hareketi’nin siyasi partisinin Türkiye Partisi olarak kurulduğunu açıklayan Türkiye Partisi MKYK Üyesi Faik Akyılmaz, partilerinin 3 ay içinde Türkiye’nin birinci partisi olacağını söyledi.

Türkiye Partisi Gaziantep İl Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenleyen Akyılmaz, şu anda 7 bin olan üye sayılarını 3 ay içinde 70 bine çıkaracaklarına dair söz verdi.

“HER PARTİDEN TEBRİK EDİYORLAR”

30 Mayıs Cumartesi günü Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener’in partisinin Ankara’da Merkez Karar Yürütme Kurulu’nu toplayacağını ifade eden Akyılmaz, kendisinin de MKYK üyesi olarak toplantıya katılacağını açıkladı. Akyılmaz, gelecek hafta içinde Türkiye Partisi’nin MKYK listesinin kesinleşeceğini vurgulayarak şöyle konuştu: “Şu anda delegelerimiz yok bu sebeple atama yöntemi ile belirlendikten sonra İl Başkanı seçilecek. İl ve ilçe teşkilatları kurulduktan sonra da üye kaydı ve delege tespiti yapacağız. Bu çalışmaları tamamladıktan sonra da kongreye gideceğiz. Partimiz kurulduktan sonra bütün partilerden bizi arayarak tebrik ediyorlar. Her hafta siyasi partilerden partimize katılanları açıklayacağız. Türkiye, kangrenleşen sorunlarını Türkiye Partisi’nin ufku ve kadrosu ile aşacaktır. Türkiye Partisi, fakirliğin bir kader değil, ihmal ve kötü yönetimin neticesi olduğunu ısrarla ifade ediyor. Bunun aşılması için program ve uzmanlarımızla birlikte görevi devralmaya hazırız. Türkiye, Türkiye Partisi’nin siyasi hayata inmesiyle birlikte eski Türkiye olmayacaktır.”

About these ads

Responses

  1. öncelikle partiniz hayırlı uğurlu olsun ama 70 kişi yi ilk etapta türkiye genelinde yakalayabildinizmi ki sadece antep de bu rakamı veriyorsunuz partiniz kuruldu ama hiç ses getiremediki ama okuduguma göre kuruluş tarihi geçmişte pek hayırlı işlere denk gelmiş inşallah gelecekte de hayırlara vesile olur SİVAS

    • Küçük düşünen büyük işler başaramaz.

      • Çok Doğru.

    • Sivas’tan yazdığını belirten sevgili arkadaşım.Düşünüyorumda ses getirip getirmediğine bakıyorsunda sayın Şener’in söylemlerini hiç dinlememiş gibi gözüküyorsun.Ama şu gerçek sayın Şener’in çok kararlı olduğu noktalar mevcut bunların başında da rant geliyor.Rantı düşünenlerin bizim yanımızda işi yok diyor.Ülkesini seven,halkını seven,bayrağını seven ve bunlar için çaba sarfedenler bizim yanımızda olsun.rantı düşünen,ülke çıkarlarını düşünmeyen kişlerle bizim hiç işimiz olmaz diyor.Peki siz hangi taraftasınız.70 kişi içinde mi yoksa diğer tarafta mı?

  2. türk milletine hayırlı ugurlu olsun
    biyaparızz gönül verenlere düşen bi vazife varsa seve seve

  3. ŞAİRLERİ HAYKIRMAYAN BİR MİLLET,
    SEVENLERİ TOPRAK OLMUŞ ÖKSÜZ ÇOCUK GİBİDİR.
    Türk Milleti’nin ateşle imtihan edildiği badirelerle dolu o karanlık günlerinde, yorgunluğun bedbinlik tarifinin altına düştüğü o hicap dönemlerinde, inanılmaz bir şekilde millet ruhunda sökün etmiş olan toplum refleksini, bir diğer ifade ile millet direncini tasvir ederken, Anadolu’nun yüreğine kor düşmüş şairlerinin rolü belirtilmez ise; her anlatılan eksik kalır.
    30 Ekim 1918 tarihinde İngilizlerin İstanbul’u işgal etmesiyle Türk Milleti’nin şaşkınlığı, yılların yorgunluğu ile bir bıkkınlığa ve daha ötesi bir ümitsizliğe dönüşmüştür. Asırlardır özgürlüğünü dakika müddetince ödünç vermemiş ve rafa koymamış tarihin büyük bir milleti ve cihanşümul bir devleti hürriyet ışığından mahrum ve istiklâlsiz kalmıştır o gün.
    Birinci dünya Savaşının sonlarına doğru itilâf devletlerinin tarafına geçmiş olan Yunanlılara ödül olarak, İzmir ve çevresi vaat edilmiştir.15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in işgali ile başlayan mütecaviz akım, tüm Anadolu’nun yakılma ve yıkılma sürecini başlatmıştır. Mondros antlaşmasını dayanak yapan itilaf devletleri, Anadolu’yu aralarındaki taksimat planları çerçevesinde işgale koyulmuşlardır. Adana ve Maraş havalesini Fransızlar işgal etmiştir. İzmir, Eskişehir, Samsun, Merzifon ve Bartın ile güneyde Musul, Urfa ve Gaziantep; İngilizler tarafından işgal edilmiştir. İtalyanlar ise; Antalya, Konya ve Söke çevresini işgal etmişlerdir.
    Yeniden hür günlerin imkânsız gibi görüldüğü bir karanlık tarih aralığında, millet direncinin yükseltilmesi ve istiklâl aşkının gönüllerde tekrar tutuşturulması; vatanperver şairler tarafından sağlanmıştır. 15 Mayıs 1919 sabahı İzmir rıhtımına çıkan yunan kuvvetlerini çılgınlar gibi alkışlayan yandaş insan öbekleri, Yunan güçlerinin üstün geleceğinden ve en azından batı Anadolu’nun sonsuza kadar artık Yunanlıların olacağından son derece emindiler. Ancak bu alçakça işgal ile birlikte, Anadolu’nun suskun şairlerinin haykırışları da başlamıştır o gün.
    İzmir’in işgalinin sekizinci gününde 23 Mayıs 1919’da Sultanahmet meydanında yapılan ilk mitingde karalar giyinmiş bir Türk kadını olan şair Halide Edip ADIVAR; iki yüz binleri bulan bir kalabalığa şöyle sesleniyordu. “ Kardeşlerim! Yurttaşlarım! Gecenin en karanlık olduğu ve hiç bitmeyecek sanıldığı zaman, gün doğuşunu en yakın olduğu zamandır” Konuşmasının sonlarına doğru şair, Sultanahmet meydanının gök kubbesinin mana direkleri olan minarelerini başparmağıyla işaret ederek, konuşmasını şu şekilde sürdürmüştür.
    “… Ruhu göklerde olan 700 senelik tarihimiz bu minarelerden bugün Osmanlı tarihinin faciasını seyrediyor. Bu muazzam, bu tarihi meydanda zafer alayları tertip eden ecdatlarımızın ruhu bizi seyrediyor. Dünyaların öbür ucuna at süren namaglûp erlerin evlatları önünde ben, baş eğiyor ve yemin ediyorum. Diyorum ki, bugün kolları kesilmiş olan Türk’ün kalbi eski yiğitlik ve cesaretini kaybetmemiştir… Allah’a, hakka, milletlerin ilâhi hakkına dayanan, Türk milleti olarak, bütün Müslüman ve Türk dünyasına ilân ediyorum… Bu muazzam toplantımızda bu aşk, vatan ve Allah aşkı, payidar oldukça hiçbir şey bizi buradan ayıramayacaktır…”
    Yine Sultanahmet meydanının bu matem mitinginde şair Mehmet Emin YURDAKUL, öyle söylemektedir. “ Keşke asırların geceleri ve dünyaların mezarları gözlerime dolarak bir alil olsaydım. Milletin kulağını parçalayan bu felaket seslerini işitmeseydim. Şerefli bir tarih ve medeniyete, sağlam fazilete ve ahlaka zengin bir şiir ve edebiyata, dini ve milli an’a nelere, ırki ve vatani hatıralara malik olan bir milletin mahvolduğunu tarih göstermiyor. Altın tahtları, granit kaleleri yakıp yıkan fatihlerin kılıçları, her zaman milli ruhların önlerinde aciz kalmışlardır.”
    Şairleri haykıran bu millet; mazide yıkılma yolundayken ayağa kalkmıştır ve neredeyse yeniden dirilmiştir. Tarihin yine, yeni bir karanlık tünelinden ve tehlikelerle dolu bir döneminden geçmekteyiz. Şimdi tüm yazar-çizerlerimiz, şair ve kanaat önderlerimiz görevinin başında olmalıdır. Ne demiştir şair?
    “Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et;
    Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet,
    Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.”

  4. KURTULUŞ ATEŞİNİ KÖRÜKLEYEN ŞAİR

    Şüphe yok ki; Ölümünün 73. yıldönümünde derin bir hasret ve rahmetle andığımız M. Akif ERSOY, Milli değerlerimizin en önemli ve en zengin simgelerinden birisidir. Şüphe yok ki; Mehmet AKİF ERSOY, İstiklâl yollarının korku ve yeisle kaplı olduğu 20. asrın ilk çeyreğinde, Anadolu insanının bir moderatörü, yön belirleyicisi ve kurtuluşa kafa yoran tüm panelistlerin panel başkanlığını üstlenmiştir.

    Geçtiğimiz asrın başlarında, tarihi insanlık tarihi kadar eski olan bir millet, istikamet sorunu yaşamaya başlamıştır. O günlerde, bir taraftan Amerika’nın korumasının muhtaçlığına düşülmüşken diğer taraftan da İngiliz mandasını savunan düşüncelerin musallatlığı, Anadolu insanının istikametini belirsizleştirmiştir. Milli dinamizm çökmüş ve zinde tutulması gereken milli şuur derin bir şaşkınlık dönemine girmiştir. Mehmet Akif ERSOY, böyle zor ve karanlık bir dönemde, muhtaçlığı çekilen istikamet yoksunluğunun kılavuzu, ruhlarda sökün edecek istiklâl aşkının körükleyeni ve bir milletin derinlerden gelen haykıran destansı sesi olmuştur.

    Takvimlerin 1900″lü yılların hemen ilk çeyreğini tarif ettiği emperyalizmin yine bir hışım döneminde, tarihin sahnesinden bir milletin atılmasına ramak kalmıştır. Türk Milleti”nin binlerce yıllık secdegâhı olan Anadolu coğrafyası, bir milletin kanıyla tarumar ve tanınmaz hale getirilmeye neredeyse bir kelebek ömrü mesafesine yaklaştırılmıştır. İzmir rıhtımına kuduzlaştırılmış insan benzeri yamyamları taşıyan Yunan gemileri demir atmıştır. İslam”ın Avrupa”daki Kâbe’si İstanbul, İngilizler tarafından işgal edilmiştir. Adana, Maraş, Urfa ve G. Antep Fransızlar tarafından ablukaya alınmıştır. İtalyanlar ise, Antalya”dan başlayarak Konya”ya kadar yaklaşmıştır. Anadolu insanı mahzun, çaresiz, istiklâlsiz, istikametsiz ve inadına mecalsiz kalmıştır o günlerde.

    İşte M. Akif ERSOY, böyle bir dönemde milli moderatör olmuştur ve milletinin yüreğinde pörsümüş ve sönmeye yüz tutmuş inanç ve özgüven meşalesini iman ateşi ile tutuşturmuştur. Milletin sinesinde yansıma bulan Akif”in haykırışı, bin yılda derilen milli değerlerimizin geçtiğimiz asrın başlarında emperyalizme teslim edilmesini mutlak surette engellemiştir. İstanbul”dan Anadolu”ya geçen M. Akif ERSOY, Anadolu”nun çorak yamaçlarında, şehirlerinde, kasabalarında, köy meydanlarında, harman yerlerinde, memleket camilerinde, cami avlularında ve meydanlarında halka çağrıda bulunarak, millet vicdanını ayağa kaldırmıştır. Böylelikle ise, bin yılda kazanılan milli değerlerimiz geçtiğimiz asrın başlarında heba edilerek emperyalizme teslim edilmemiştir.

    M. Akif ERSOY’un 1920 yılının Kasım ayında Kastamonu”daki Nasrullah Camisi’nde verdiği ateşli ilk vaazı, Edirne’den Diyarbakır”a kadar tüm yurtta büyük yankılar uyandırmıştır. Yine Ankara’da çıkarmaya devam ettiği Sebil’ür-Reşad Dergisi’nin yaydığı İstiklâl ziyası, tüm Anadolu”da artan bir umudun, yükselen bir inancın ve tutku haline gelen özgürlük ateşinin adeta rüzgâr körüğü olmuştur.

    1921′de Ankara’da Taceddin Dergâhı’na yerleşen Mehmet Akif ERSOY, Burdur milletvekili olarak meclisteki görevi esnasında Yunanlıların Ankara’ya ilerleyişi karşısında meclisin Kayseri”ye taşınması fikrine karşı çıkarak, bunun bir dağılmaya yol açacağını söylemiştir ve meclisin Ankara’da kalması önergesini vermiştir. Mehmet Akif ERSOY’un önergesi kabul edilmiştir ve O’nun Sakarya’da yeni bir savunma hattı kurulması görüşü benimsenmiştir. Böylelikle; Yunan bozgununun yol haritasında Akif, rol alan bir isim olmuştur.

    22 Haziran 1919 da deklare edilen ilk genelge ile teslimiyetçi anlayışın ret edilmesi düşüncesini ve milletin kaderine yine milletin bizzat kendisinin sahip çıkması gerektiğinin inancını milletinin vicdanında bayraklaştıran, Türk Milleti’nin haykıran büyük şairinin ruhu şad olsun. İslam’ın aydın münevverini ve imanın bir destan makamındaki mütefekkirini hasretle, sevgi ile ve saygı ile anıyoruz ve ruhuna nihayetsiz fatihalar gönderiyoruz. Ölümünün 73. yılında onu bu köşeden; bir sonsuzluk madalyası olarak, sonsuza kadar gururla taşımak üzere gönüllerimize emanet ettiği İstiklâl şiirinin bir kısmı ile derin bir hicranla uğurluyoruz.27.12.2009

    Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
    O benimdir, o benim milletimindir ancak.

    Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
    Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
    Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…
    Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklal!

    2010 YILININ; ŞAHSINIZA, SEVDİKLERİNİZE, MİLLETİMİZE VE TÜM İNSANLIĞA

    GÜZELLİKLER GETİRMESİNİ TEMENNİ EDERİM. Fahrettin KORKMAZ

  5. TÜRKİYE SİYESETİNDE BEKLENEN ALTERNATİF!
    Ülkemizin derinleşen sosyal, siyasal ve ekonomik çok yoğun sorunları nedeniyle her geçen gün daha da zaafa uğratılmakta olduğu bir siyasi süreçten geçmekteyiz. Türkiye’nin üzerine çullanan bu sorun yumaklarının çözümü noktasındaki çaresizliğe sessiz kalmayarak bu yolculukta “ben de varım” diyen her bir vatandaş; Türkiye siyasetinin yakın geleceğindeki siyasi iradenin ortak belirleyicisi olacaktır.

    Bu kötü yönetilen sürecin doğurduğu halk çaresizliğini sonlandırmak, ülkemizin içerisinde bulunduğu iç ve dış irtibatlı problemlerinin halli noktasında fikir beyan eden vatandaşlarımızın önerileri, yakın gelecekte şekillenecek siyasal iradenin program metinleri içerisinde yerini alacaktır.

    Coğrafi olarak Türkiye haritasını paylaşan halkımız, özellikle son sekiz yıldan buyana siyasi olarak, sosyal olarak ve iktisadi olarak bir buhran cenderesine konulmuştur. Türkiye’yi yönetenler; insanımızı içeride ve dışarıda layık olduğu itibar çıtasının çok aşağı seviyelerine düşürmüştür. Ülke insanı, uygulanan ekonomik politikalarla fakirleştirilmiştir ve derin bir çaresizliğe mahkûm edilmiştir. İşte Türkiye siyaseti; belki de Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu kötü gidişata dur demek için bir ortak siyasal millet eylemini başlatmanın gayretine odaklanmıştır.

    2002 yılından buyana artan iç ve dış borç rezervlerimiz yaklaşık 250 milyar dolar daha artarak 500 milyar dolar olan psikolojik travma noktasını aşmıştır. İşsizlik oranı; resmi olmayan miktarlar da dâhil edildiğinde %30 noktasını aşmıştır. Uygulanan dışa bağımlı ekonomik politikalarla, sanayi, tarım, hayvancılık ve tekstil sektörünün de içinde olduğu birçok ekonomik üretkenlik tasfiye sürecine itilmiştir. Yanlış ve dışarıdan öğütlü politikaların neticesinde, Türk tütünü’nün yerini Virginia tütünü almıştır. Türk mısırı’nın yerini Amerikan mısırı ve Türk pamuğu’nun yerini Yunanistan pamuğu almıştır. Böylelikle; bir zamanlar fevkalade yüksek kaliteler ile tarlalarımızda ürettiğimiz ürünlerin büyük bir kısmının ithalatçısı durumuna düşürüldük. Şimdilerde Türkiye; üretemeyen, dünya piyasaları ile rekabet edemeyen ve eksi seviyelerin altında seyreden bir büyüme hızı ile tarihinin en karanlık günlerini yaşamaktadır. Bütün bu neticelerden ders çıkartacak Anadolu insanı, 21.asrın başlarında bugün demokratik çözüm çabalarına girmiş bulunmaktadır. İşte bu karanlık gecelerin sabahında aydınlık yarınları müjdelemek ve kötü giden bu menfi seyri engellemek için Ankara’da başlayan demokratik millet eyleminin yükselen ışığı, tüm bir millete kılavuz olma yolunda neredeyse harekete geçmiştir.

    Yine son sekiz yıldan buyana uygulanan gayri milli politikalarla; halk fukaralaştırılmış, alım gücü zayıflatılmış, yardım ve iaşe serumlarıyla, kömür ve gıda paketleriyle yardıma muhtaçlık olgusu, olağan bir yaşam tarzına dönüştürülmüştür ve bu durum da millete kanıksattırılmıştır. İşte bugün; dirençlerin tükenme noktasının ötesine geçildiği bir karanlık tarih aralığında yeniden bir özgüven şoklaması ile halkımıza yakışan tarihi vakar, Anadolu adlı umut dağının yamaçlarında yine milletimizin tecrübeleriyle yoğrulmuş öngörüsünün önderliğinde korkusuz bir dev olup, en yakın bir gelecekte ayağa kalkacaktır.

    Türkiye’nin yüz ölçümü alanı 779.452 km2 den ibarettir. Bu alanın 268.000 km2’ si tarıma elverişli tarım arazisidir. Ancak çok hazin bir gerçeğimizdir ki; bu gün bu alanların yaklaşık 100.000 km2 si gibi büyük çoğunluğu yabancılara ait olan bankalara ipotek ve icra takiplerinin sonucunda el değiştirmiş durumdadır. Takip ve davaları sürmekte olan ve devir alınmayı bekleyen arazilerle beraber coğrafyamızın yaklaşık %20’sini bulan kısmı, yani yaklaşık 150.000 km2 si 2010 yılı sonuna kadar, cebri takipler neticesinde yabancı sermayenin ahtapot temsilcilerinin ellerine teslim edilecektir. İşte en kısa süre içerisinde bu kötü gidişata dur diyecek milletin siyasal iradesi ile bu Vatanı emanetindeki borcu telakki eden ve borcu ise; kutsalı ve namusu olarak yorumlayan aziz milletimiz, yine çaresizliğimizin çözüm adresi olacaktır.

    Milletinin içindeki ateşi yüreğinde hissederek, ancak halkının eline verdiği meşale ile Türkiye’nin önünü aydınlatama gayretindeki milletin demokratik siyasal vicdanı, milletin menfaatlerini göz önünde tutacak bir milli politika ile Anadolu insanının kara yazgısını değiştirecektir. Milletin menfaatlerini göz ardı ederek siyaset arkında karanlık yosunlara tutunmuş ve halkın lehinde yol yürüyemeyen ve yürüttükleri yanlış politikalarla Türk Milleti’ni halsiz ve dermansız bırakanların siyasi ömürleri, çok yakın bir gelecekte milletin ortaya koyacağı kahir irade beyanı ile birlikte nihayete erecektir. Çünkü Türkiye siyaseti; Türkiye’de sefaleti ve teslimiyeti tarihin çöplüğüne gönderecek bir siyasal iktidarı sinesinden yeniden çıkarabilme iktidarına dün olduğu gibi bugün de sahiptir.

  6. GÜÇSÜZ ORDU, MECALSİZ TÜRKİYE DEMEKTİR.
    Günlerdir coğrafyamızı teslim alan yoğun kar yağışları ve dondurucu soğuklar, bünyelerimizi ısıtan güneşimizden bizleri mevsimsel olarak uzak tutmuştur. Bu zemheri günleri elbette sona erecektir. Kardelenler açacak, cemre düşecek ve milyonlarca yıldan beri olduğu gibi, yerkürenin yamaçlarında yeniden baharlar açacaktır. Baharlarımızı takip eden sürelerden sonra, sımsıcak günler yeniden bizlerle beraber olacaktır ve bahçelerimizde rengarenk güller açacaktır. Yani karla, ayazla, buzla, tipiyle, yağmurla ve dolu ile ufkumuzu karartan mevsim karanlıkları elbet yeniden güneşli ufuklarla buluşacaktır. Bundan şüphemiz yoktur.

    Ancak çok şüphesi ve tedirginliğini yaşamakta olduğumuz hususu şudur ki, 1923 yılından beri Anadolu”nun ufkunda parlayan Cumhuriyet güneşimizi karartmaya çalışan kara vicdanlıların yaratmayı arzu ettikleri Güçsüz Ordu ve Mecalsiz Türkiye ile bu ülkenin insanları, istiklalsizliğin cehennem çukuruna gönderilmek istenilmektedir.Türlü türlü entrikalarla emperyalizmin taşeronlarından öğütlü sayısız kalemler, aldıkları emirler doğrultusunda satırlarına yan basmaktadırlar. Şimdilerde yandaş ve taraf lakaplarını madalya gibi adlarına tescil ettiren vicdansız kalemler, millete dair tüm müspet kaleleri düşürmek için ellerinden gelen her tertibe tamam demektedirler.

    “Taraf” adlı bir tefrikanın sayfalarında her ne pahasına olursa olsun yanlışa taraf olmuş ve şartlanmış yazarlar bilirim, mert mi mert(!) Tüm yanlışlara taraf olmuşluklarını açık yüreklilikle dile getirerek adlarına “Taraf” demişlerdir.Ancak yine hülle sanatkarı ve siyaset bezirganı bazı öğütlü kalemler bilirim ki, namert mi namert. Tefrikalarının adlarını “Yandaş” ifadesiyle betimlemek yerine, köşe bucak türlü yanıltıcı isimlerle takiyye yapmaktadırlar. Vicdanlarının yönlendirmesiyle değil ama AB ve ABD”nin güdümündeki işbirlikçi bazı kalemler, çirkef değirmenine yalan ve entrikalar taşımaktadırlar. Ergenekon davasının başladığı günlerden bugüne kadar bu yalan makineleri, hiç susmadan harıl harıl çalışmaktadırlar.

    Güçsüz bir Türk Ordusunu yaratmak için sayısız asılsız darbe iddialarını ortaya atanlar, orta yerde kalmışlardır.Ancak ar ve haysiyet damarlarında herhangi bir utanma ve sıkılma da olmamıştır. Sözde TSK destekli Sarı Kız, Ay Işığı, Kafes ve AKP”yi bitirme planı gibi sayısız trajikomik iddialar, biri biri ardına boş çıkmıştır. Ancak yandaş medya, “velev ki yüz seksen defa da olsa” yalan bombardımanında ısrar etmektedirler. Son olarak ta “Balyoz” adlı bir diğer sözde darbe planı iddiasıyla, Türk Ordusu”na karşı iftiralarını sürdürmektedirler.Şimdi merak edilen husus şudur.Tüm hışımlı ve fiyakalı kelimeler bu uydurma darbe planlarında isim olarak kullanıldı. Çok kelime fakiri olmayan herkes hesap edebilir ki, bundan böyle bu uydurma darbe iddialarına kod olabilecek kelime bile bulamayacaklardır bu vicdansız kalemler(!)

    Mecalsiz bir Türkiye”yi bu coğrafyaya uygun görenlerin, batma ve parçalanma ihtimali giderek artan bu geminin tayfaları arasında olmadıkları kesindir. Zira batacak bir geminin yolcuları arasında olduğunu bilen hiçbir mensup, aynı geminin makine dairesine infilak mayınları döşemez. İnadına sıra sıra baskıya verilen bu vicdansız tefrikalarla zayıf düşürülecek Türk Ordusu ile mecalsiz Türkiye yaratılacaktır. Mecalsiz Türkiye ile ise, esaret ve teslimiyet Anadolu insanı için kaçınılmaz olacaktır. Yağsın lapa lapa karlar.Teslim alınsın şehirlerimiz metreler boyu kar ile ve Sibirya soğukları ile. Korkmayın! Baharlar gelecektir. Sıcak güneş ufkumuzda ağaracak ve yoğun buz ve kar esareti sona erecektir.

    Korkun, ürkün, tedirgin olun ve telaşa kapılın! Eğer teslim alınacak olan Cumhuriyetiniz ise. Hüzünlenin, endişelenin ve rahatsız olun! Eğer teslim alınacak olan istiklaliniz ve bağımsızlığınız ise. Uykularınız kaçsın, uyuyamayın, ayağa kalkın ve hatta tepki verin ve direnin! Eğer ülkeniz birliğini ve beraberliğini, barışını ve huzurunu kaybetme tehdit ve tehlikesi ile karşı karşıyaysa ve hatta bölünüp parçalanma uçurumuna doğru itiliyorsa. Evet ayağa kalkın ve tepki verin ve hatta direnin tüm demokratik haklarınızı kullanarak. Hoşça kalın.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: